Kalemin Büyüsü
10 dk okuma süresi
Şehrin eski ama bir o kadar da sessiz sokaklarından birinde zamanın ağırlığını duvarlarında taşıyan küçük bir sahaf vardı. Dışarıdan bakıldığında küçük ve gösterişsizdi belki ama içine adım atınca zaman bükülür ve sanki başka bir âleme geçilirdi. Rafları, geçmişin kokusunu taşıyan kitaplarla doluydu.
Nora’nın ailesi zengindi, çevresi kalabalıktı ama onun kalbi sessizliği, kitapları ve düşünmeyi seviyordu. Gösterişli salonlardan, bitmeyen konuklardan ve samimiyetsiz konuşmalardan yorulmuştu. Sahaf, onun nefes alabildiği tek yerdi. Yeni kitaplar alır, bazen okuduğu bir roman üzerine sohbet ederdi sahaf kadınla. Her gelişinde daha çok bağ kurar, kadının sözlerinde gizli hayat derslerinin peşine düşerdi.
Sahafı asıl özel kılan ise, rafların arasında sessizce var olan bilgeliğiyle dükkâna ruh katan yaşlı kadındı. Bu bilge kadının ismi Yelva’ydı. Yüzünde zamanın izleri vardı ama gözleri hâlâ taze bir su gibi berraktı. Sessizliğiyle konuşur, konuştuğunda insanın içini aydınlatırdı. Kitapları sadece satmaz, onların ardındaki hayatları da anlatırdı. Bilgeliği, kitaplarla ve sayfalarındaki kaybolan hayatlarla sınırlı kalmayıp yaşanmışlıklarla örülmüştü.
Nora ile Yelva’nın sohbetleri sıradan bir satıcı müşteri ilişkisini çoktan aşmıştı. Nora için her ziyaret yeni öğrenmelere açılan başka bir kapının anahtarıydı.
Bir gün Nora, masanın üzerinde duran kurşun kalemi farketti. Gövdesi zamanla solmuş, ucu dikkatlice açılmıştı. Kalemle göz göze gelmiş gibi hissetti. Hafifçe uzanarak eline aldı.
— “Bu kalem… başka” dedi usulca.
Yelva olan biteni uzaktan izliyordu. El yapımı özel bir kalemdi. Yaşanmışlıkları bu kalemle ölümsüzleştiriyordu.
— “O kalem, evet… başka” dedi gülümseyerek. Çoğu insan bakıp geçer. Kalemin bizlere hayata dair verdiği özel mesajları var. Belki ilerleyen zamanlarda bir sohbetimizde konuşuruz bu konuyu dedi.
Yelva, o gün kalemi Nora’ya hediye etti. Kalem, sıradan bir nesne olmaktan çok uzaktı artık. Anlamı görünmeyen bir yerden Nora’ya dokunmuştu.
Ertesi hafta Nora yine sahafa gitmek için evden çıkmıştı. Rafları selamlayacak, kitaplar arasında yolculuğa çıkacak ve yeni kitabını seçecekti. Yol boyunca Yelva’yla haftalık sohbetini yapacağı için çok heyecanlıydı. Sohbeti “kalemin mesajlarına” getirmek için sürekli kafasında senaryolar kuruyor her seferinde de başarısız oluyordu. Bu sefer sokak aynı değildi, sahafın kapısı kapalıydı. Camdan içeri baktı. Işıklar kapalıydı, içerisi sessizdi. Olan bitene anlam veremiyordu. Her zaman açık olan sahaf neden kapalıydı diye iç geçirirken bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı.
Yan dükkândaki yaşlı çaycıya sahafın neden kapalı olduğunu sordu.
Yüreği ağzında çaycıdan gelecek cevaba ses kesilmişti.
— Yelva hanım dün aniden rahatsızlandı, hastaneye kaldırdılar. Dünden beri bizde haber alamadık, dedi yaşlı çaycı başını hafifçe öne eğerek.
Nora’nın kalbi bir anda sıkıştı. Gözlerinin önünde o loş ışıklı sahaf canlandı. Yelva’nın sesi yankılandı kulaklarında. Her cümlesi, o sabırlı gözler ve kelimeleri ölçerek söyleyen dudaklar şimdi hepsi bilinmezliğin gölgesinde kalmıştı.
Yavaşça birkaç adım geri gitti, ayakları bedeninin ağırlığını taşıyamaz olmuştu. Sokak lambaları sanki hareket eden silik lekelerdi. İnsan sesleri uzaklaştı, kulaklarını bir uğultu bastı. Duvarlar eğilip büküldü, gökyüzü üzerine doğru çöktü. Gözlerinin önündeki her şey suya atılmış mürekkep gibi dağılmaya başladı.
İçinde yıllardır biriken o sessiz bağ ansızın kopuvermişti. Bir yoldaş, bir rehber, bir sığınak olan Yelva hastalanmıştı ve onun nerede, nasıl olduğunu bilmiyordu.
Ayakta kalmaya çalıştı ama yapamadı. Oracıkta, taş kapının önünde bir çığlık atamadan bir kelime edemeden yığıldı yere.
Nora için zaman da, kelimeler de dondu. Yelva’nın sesi, kitapların kokusu ve sahafın sessizliği hepsi bir anlığına içinden çekilip alınmış gibiydi.
O akşam çantasına okuduğu kitabını, biraz meyve ve kalemi koyarak hastanenin yolunu tuttu.
Kapıyı hafifçe araladığında yatağında pencereden dışarıyı seyre dalan Yelva irkildi. Yorgundu ama aynı derin bakışları taşıyordu hâlâ. Nora’yı görünce hafifçe doğruldu.
— “Sen mi geldin?” dedi.
Nora, göz yaşlarını saklayarak aşağı yukarı baş işaretiyle sessizce Yelva’nın yanına oturdu. Oda bir süre yalnızca kalp atışlarının sessiz yankısıyla doldu. Ardından Yelva gözlerini pencereye çevirdi, yavaş ama içten bir ses tonuyla konuşmaya başladı.
— Biliyor musun Nora! insan, ölüme hazır bir hayat yaşarsa ölümden korkmazmış. Hatta bir noktadan sonra, ölüm en yakın dostuna dönüşürmüş. Her adımda ona eşlik eder, karar anlarında cesaret verirmiş. Kimsenin kalmadığı, yalnızlığın ağırlaştığı zamanlarda usulca yanına sokulup “Ben buradayım” dermiş. Ben hep onunla dost oldum ve hiç korkmadım. Ne başardıysam onun sessiz teşvikiyle başardım. Çünkü ölüm, kulağıma hep “Bugünün, dünkünden daha kıymetli olabilir, eğer gerçekten yaşarsan” diye fısıldardı.
Yelva’nın sözleri Nora’nın ruhunun derinliklerine kadar işlemişti. Başını Nora’ya çevirdi, gözlerinde hüzün vardı.
Nora’nın aklı kalemin hikayesindeydi. Çantasından usulca çıkararak;
— Kalem … dedi.
Ve utangaç bir şekilde sustu başını öne eğerek.
— Kalemi merak ediyorsun değil mi?” dedi hafif bir tebessümle Yelva.
— “Bu kalem, her zaman göründüğünden daha fazlasını anlatmış ve yol göstermiştir bana” dedi.
Bakış açına bağlıdır her şey. Anlatacağım bu hikaye yaşamını büyülü bir yolculuğa çevirecektir.
Nora, Yelva’yı sessizce nefes almadan dinliyordu. Çünkü bir haftadır beklediği bir andı.
— Kalem, ancak kâğıtla tam yüz yüze geldiğinde mutlu yazar. Ne çok bastırarak ne de ürkekçe dokunarak. Tıpkı hayat gibidir. Gerçek bir iz bırakmak istiyorsan, onunla dengeli bir temas kurmalısın. Fazlası da azı da yıpratır seni bu hayatta. Bir gemi, dışındaki suyla yol alır ama içine sızarsa batırır onu. Felakete dönüştürür destek olan her fazlalık.
Hayatındaki her şey dengede iken güç verir sana, cesaretle temkin, kararlılıkla esneklik, sevinçle hüzün… Hepsi bir dengenin ahengiyle var olur. Hayatla yüzleşirken kalemle kâğıdın buluştuğu o doğru açı gibi sen de kendi hikâyeni ancak o zaman yazabilirsin.
Gözleri kaleme kaydı, iç çekerek bir süre bakakaldı.
— Kalem, kalemtıraşın içinde dönerken kendinden bir şeyler eksiltsede bir taraftan da yeniden güzel yazmanın hayalini kurar. Hayat da böyledir Nora. Her geçen gün seni eksilten sonsuz bir döngünün kurduğu çarktır aslında. Eksildikçe, hayata tutunmak ve hedeflerine ulaşmak için kalem misali tükendiğin yerden tekrar başlarsın. Bir cendereden geçmen seni daha güçlü, daha sivri ve daha keskin kılacaktır. Çünkü en derin izleri, en keskinleştiğin zamanlarda bırakırsın. Acının içindeki öğretiyi görebilirsen işte o zaman gerçekten gelişmeye başlarsın.
Yelva’nın sesi biraz titredi ama sakindi yüzü.
— Kalemle yanlış yazdığında silgiyle silebilirsin. Kalem utanmaz yanlış yazdığında, silgi de mutlu olmaz sildiğinde. İkiside kendilerine biçilen rolü yerine getirir. İnsan da öyle değil midir Nora? Hata yapar, yanılır ama asıl mesele dönüp onu düzeltebilme cesaretinde saklıdır. Çünkü insan, hatalarıyla gelişir onları fark ettikçe olgunlaşır. Yanlışı görmek utanılacak bir şey değil, bilakis büyümek için bir kapıdır. Kimse mükemmel değildir ama hatasından ders çıkaran biri, erdemin eşiğine ulaşır. Dürüstçe geri dönmek, düzeltmek, insanı küçültmez, tam tersine yüceltir. O yüzden, hata yapmaktan korkmamalısın. Asıl kayıp, onu görmezden geldiğinde başlar.
Kalemi parmaklarının arasına alarak devam etti konuşmasına.
— İnsanların gösterişine aldanma Nora. Kalemin gövdesi ne kadar süslü olursa olsun, asıl yazan içindeki o siyah kömür parçasıdır. İnsan da aynıdır. Dış görünüş görsellik sunar, asıl değer içte saklıdır. Kalbine, niyetine ve düşüncesine bakmalısın. Gerçek olan konuşmayan, parlamayan ama her adımına yön veren o iç sestir. Çünkü görünüş geçicidir, karakter, ruh ve ahlak ise insanı insan yapan özdür.
Ve son cümlesi hafif bir nefesle ağzından dökülüverdi.
— Kalem her satırda bir iz bırakır Nora. Sende hayatta attığın her adımda bir iz bırakacaksın. Ama o iz nasıl hatırlanacak, işte sen seçeceksin onu. Bilerek, isteyerek ve hissederek bilinçli yaşamalısın. Yaşamla sürüklenmemelisin, ucundan tutmamalısın hayatın. Seni hatırlatacak bir anlamla atmalısın her adımını. Çünkü geriye dönüp baktığında gördüğün şey, yollar ve bıraktığın izler olacaktır.
Benim hikâyem burada bitiyor Nora. Ölüm, sadece son bir noktadır ama o noktaya kadar ne yazdığın, nasıl yazdığın kalemin elindedir ama ne yaşadığın, nasıl yaşadığın da senin elindedir. Ben kalemimi de yaşamımı da hiç bırakmadım elimden.
Şimdi sıra sende…
Hem yazmaya, hem yaşamaya, hem de iz bırakmaya …
Nora o gece uzun bir süre pencerenin önünde kaldı. Elinde Yelva’nın verdiği kalem, kalbinde onun sesi. Her bir cümle, her bir kelime yeni bir yol açıyordu ruhunun derinliklerinde.
O günden sonra Yelva’dan hatıra kalan kalem, yalnızca yazma aracı değil büyülü bir hatırlatıcıydı bir kılavuzdu “Yaşam” için.
İrfan KESKİN, Mayıs 2025


