sessiz istifa
Düşünce Notları

İçinden Vazgeçen İnsan: Sessiz İstifa Üzerine Bir Yolculuk

6 dk okuma süresi

🎧 Bu yazının sesli anlatımı da mevcuttur.

Arkadaşım, gel…

Seninle içten bir şeyler konuşalım. Bırakıp gitmekten değil…

İçinden Vazgeçen İnsan’ı sessiz İstifa’ya götüren o uzun yolculuktan, içten içe vazgeçerek kimse fark etmeden tükenen bir ömürden.

Son yıllarda “sessiz istifa” kavramı iş dünyasında çok konuşuluyor. Yalnızca bir çalışan davranışı ya da kurumsal bir problem olarak görmüyorum. Çünkü bu yazıda anlatmak istediğim şey, insanın kendi iç dünyasında başlayan derin bir kırılma. 

Sessiz istifa çoğu zaman işten değil, kendinden vazgeçiştir. Bu yüzden bu yolculuğu anlamak, ruhu, ilişkileri ve hayatın bütününü kavramak açısından önemlidir.

Bazen insanı anlamak için yüzüne bakmak yetmez.

Dışarıdan hâlâ güçlü görünür; ama yakından bakınca anlarsın. İçi çoktan sönmeye başlamıştır. O ateşin içi artık kor değildir; yalnızca küllerin sıcaklığı duruyordur.

O eski alevden geriye kalan bir hatıradır sadece…

Sessiz İstifa Nedir?

Hani sobanın ateşi biter de geriye bir avuç sıcak kül kalır ya…

Dokunsan sıcaktır ama ısı vermez. İnsan da bazen işine böyle döner. 

Kartını basar, masasına oturur, çayını alır. Ama içindeki kıvılcım çoktan hafiflemiştir.

İşte sessiz istifa tam olarak böyle bir hâldir. Bu hâl, yalnızca işini sevmemekle açıklanacak kadar yüzeysel değildir.

Sessiz istifa; tükenmişlik, fark edilmemiş emek, değer görmeme ve duygusal kopuşun birleşimidir. İnsan kendini geri çekmeye başladığında, çoğu zaman bunu önce kendisi bile kabullenemez.

Çünkü güçlü görünmek, hayatta kalmanın bir savunma biçimidir. Kimse fark etmez, çünkü insan gülümsemeyi kolay kolay bırakmaz. Hatta bırakmak istemez. Güçlü görünmek insana güven verir.

Fakat içten içe bilir: “Ben artık o eski ben değilim.”

Bu hâl bir gün pat diye oluşmaz. İnsanın ruhunda küçük çatlaklarla başlar. Sabah servisine binmek ağır gelir. Yapılan iş aynı iş olmasına rağmen artık içi kıpırdamaz.

Bir zamanlar motive eden şeyler anlamını yitirir. Ve en tehlikelisi, insan bu sönüşü normalleştirmeye başlar.

İşte sessiz istifa, tam da bu fark edilmemiş yavaş kaybediştir. Ama çoğu zaman önce radyodaki şarkılar susar, sonra sabah kahvesinin kokusu bir şey ifade etmez olur.

Farkında bile olmadan sessiz bir uzaklaşmadır bu.

Görülmeyen Değişim

Ve bu uzaklaşmayı çoğu zaman önce, en alakasız insanlar fark eder.

Bir gün çay ocağına inersin.

Kantin çalışanı bardağı uzatırken şöyle der:

– “Bugün biraz solgunsun… bir şey mi var?”

Sen yine gülümsersin. 

– “Yorgunluk işte abi…” dersin.

Ama o minicik cümle içini sızlatır:

Seni her gün gören onlarca kişi fark etmezken, çayını veren adam bir bakışta görmüştür.

Elinde çayınla koridordan geçerken temizlik görevlisi kadın:

– “Evladım yüzün düşmüş bugün… iyi misin?”

Bir an afallarsın. Çünkü onunla yalnızca iki dakika karşılaşırsın gün içinde.

Ama ruh hâlini “yakın” bildiklerinden önce o okumuştur.

Sonra bir gün bir pazarlamacı gelir toplantıya.

El sıkışırken bir an durur:

– “Abi enerjin düşük bugün, hayırdır?”

Yabancı biri bile gözünde tükenen ateşi görmüştür. Oysa seninle aynı odada çalışanlar belki de hiç fark etmemiştir. İnsan bazen kendi içindeki değişimleri saklamakta ustadır. Ama en basit temaslar bile ruhun gerçek hâlini açığa çıkarır.

Sessiz istifanın en hüzünlü tarafı da budur:

İnsan kendini anlatamaz; anlatmak için de cesaret bulamaz.

İnsan bazen en uzaktakiler tarafından anlaşılır, en yakındakiler tarafından değil.

Eve Taşınan Sessizlik

Ve işte arkadaşım, bütün bu minicik cümleler birleşir:

“Konuşsam da duyan yok…” dediğin toplantılar, reddedilen fikirlerin, gelmeyen teşekkürlerin üstüne eklenir.

Sonra o için için sönüşü alır, hiç fark etmeden eve taşırsın.

Kapıyı açarsın.

Kızın koşarak sarılır. O masum sesle sorar:

– “Baba günün nasıldı?”

Gülümsemek artık otomatik bir refleks olur:

– “İyiydi kızım.”

Ama çocuklar… özellikle kız çocukları, babalarının kalbinin içini görür.

Gözlerine uzun uzun bakar ve der ki:

– “Baba… gözlerin neden yorgun?”

İşte o an, çaycının, temizlik görevlisinin, pazarlamacının söylediği o küçük cümleler bir anlam kazanır.

Sessiz istifa sadece iş yerinde yaşanmıyordur. Evin ışığına bile gölge düşürmüştür.

Bir çocuk bazen en bilge insandan daha güçlü bir aynadır.

İçindeki korun hâlâ sıcak mı, yoksa çoktan kül mü olmuş. Onu senden önce görür.

Asıl Mesele Nedir?

Bütün mesele şu arkadaşım:

Kişi işten ayrılmaz aslında; kendinden ayrılır.

Odanın içi kalabalıktır ama insan kendi içinde yapayalnızdır.

Dışarıdan “var” görünür; içeride yokmuş gibi hisseder.

Gerçek kayıp, masayı terk edenler değildir.

Kendini içeriden sessizce terk edenlerdir.

Belki bir tebessüm, belki bir omuz,

belki bir teşekkür, belki de bir “Nasılsın?”

bu sönüşü durdurabilirdi.

Ama çoğu zaman söylenmez.

Sessiz istifa, insanın kendi içindeki ateşi yavaşça bırakmasıdır.

Bir dilekçe yazılmaz, bir e-posta gönderilmez, kimseye açıklanmaz…

İnsan kendi ruhunun kapısını sessizce kapatır.

İşte o an,

İnsan kendinden vazgeçer,

içinden vazgeçer…

Fakat unutma arkadaşım; insanın içindeki ateş tamamen sönmüş gibi görünse bile, küllerin altında çoğu zaman bir kıvılcım kalır.

Bir söz, bir fark edilme, bir ilgi, bir samimi adım…

İnsanın ruhuna yeniden can verebilir.

Sessiz istifa bazen bitiş değil;

yeniden başlama arzusunun en karanlık sessizliğidir.

Ama yine de umut var. Kül de yeniden kor olabilir.

Bir nefes, bir söz, bir fark edilme…

Bir insanın içindeki ateşi yeniden uyandırabilir.

Bu yazı, içi kor kalanlara…

Yolculuk üzerine daha önce kaleme aldığım yazıma https://irfankeskin.com/yolculuk/ ulaşabilirsiniz.

İrfan KESKİN – Aralık 2025